09-05-2016 M. Zeki UYANIK
M. Zeki UYANIK

M. Zeki UYANIK

Çocuklara isim verirken illaki Kur’anda olması mı gerekir?

       Yeni doğan çocuğa güzel bir isim koymak anne ve babaların en önemli görevlerindendir. Çocuğa konulan isim hem bu dünyada hem de ahirette geçerlidir.

       Hz. Peygamber sadece çocukların değil, büyük insanların ismiyle dahi ilgilenmiştir. Kötü bulduğu bazı isimleri değiştirme yoluna gitmiştir. Yine konulması gereken güzel isimler hakkında bilgiler vermiş, zaman zaman bizzat kendileri çocuklara isimler vermiştir.

       Hz. Peygamber güzel isim koymanın önemini bir sözünde şöyle ifade etmektedir: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel koyun.”

       Bu çağırma işlemini Allah'ın görevlendirdiği bir melek Allah’ın izniyle yapacaktır. Hiç kimse kıyamet günü Allah’ın hoşlanmayacağı isimle O’nun karşısına çıkmak istemez. Öyleyse kötü olan isimlerin çocuklara verilmemesi gerekir.

      Allah’ın has isimleri olan Samed, Cebbar gibi isimler kullara bu hali ile isim olarak verilmez. İllaki başına abd yani kul koymak gerekir. Yani Abdussamed, Abduccebbar ismini koymak gerekir. Ancak sıfatları isim olarak verilebilir. Mesela; Kerim, Halim, Kadir, gibi kelimeleri insanlara isim olarak vermek caizdir. Ancak bu isimlerin başına bir (Abd) kelimesi yani kul ilave ederek söylemek daha güzeldir. Zira (Abd) kelimesini ilave ederek söylediğimiz takdirde  Kerim’in kulu demiş olacağımızdan daha doğru olur.

      Mahşerde her çocuk, konan ismiyle çağrılacaktır. Şayet çocuğun ismi kötü manaya gelen bir isim ise, mahşer halkı önünde isminden dolayı utanan çocuk kendisine isim koyan kişiye:  “Allah beni doğuştan Müslüman olarak dünyaya gönderdi, sen neden bana kötü manaya gelen ismi koydun?” diye isim koyandan davacı olacaktır.

       İsmin ehemmiyetinden dolayıdır ki, Peygamber'imiz kötü manaya gelen yabancı isimleri iyi manaya gelen Müslüman isimleriyle değiştirme örnekleri vermiştir. Mesela (Uzza putun kulu) manasına gelen (abdu'l-uzza)'yı, Allah'ın kulu manasına gelen (Abdullah) ile değiştirmiştir. Ateş parçası manasına gelen (cemre)'yi de güzel kız manasına gelen (cemileyle) ile, Harp ismini de Hasan'la düzeltmiştir. Demek ki, Müslüman isminden maksat, mananın kötü olmamasıdır.

       Kısaca ebeveynler yavrularına karşı ilk görevlerini yerine getirirken, kötü manaya gelecek isim koymaktan kaçınmalı ki, mahşerde koydukları isimlerle çağrılan çocuklarının şikayetine muhatap olmasınlar.

      Ayrıca bir ismin mutlaka Arapça olması şart değildir. Türkçe, İngilizce, Almanca… ya da başka bir dilde de olabilir. Önemli olan bu ismin yukarıdaki ölçülere aykırı olmamasıdır.

İstihareye yatmanın dini bir dayanağı var mı?

     İstihare; "yapılması düşünülen bir işin hayırlı olup olmadığını anlamak için yapılan bir ibadettir.  Nasıl dua edileceğini Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de bize öğretmiş, Peygamberimiz de bunu uygulayarak bizlere örnek olmuştur:  Allah Teala mealen şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/153)
        Câbir'den de şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah   "Sizden biriniz bir işe niyetlendiği zaman farzın dışında iki rekât nâfile namaz kılsın ve şöyle desin: "Allâhümme innî estehîruke bi ilmike ve estakdiruke bi kudretike ve es'elüke min fadlike'l-azîm. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu ve ente allâmu'l ğuyûb. Allâhümme inkünte ta'lemu enne hâza'l-emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî ev âcili emri ve âcilihî . Fekdurhu lî ve yessirhu lî sümme bârik lî fîhi. Ve in künte ta'lemu enne hâza'l-emre şerrun lî fî dînî ve maâşî ve âkıbeti emrî ev âcili emri ve âcilihî f'asrifhu annî va'srifnî anhu ve'kdur lî el-hayra haysü kâne. Sümme raddınî bihî."  Buharî, Teheccüd, 25).
        Anlamı: "Allah'ım! Senden, senin ilim ve kudretinden hayır beklerim. Senin büyük lütfundan talep ederim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bütün gizlilikleri bilensin. Allah'ım! Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mübarek kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için şer olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için hayır olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırla hoşnut buyur."
     İstihareden sonra rüyada beyaz veya yeşil renk görmek hayra; siyah veya kırmızı görmek ise şerre ya da o işin hayırlı olmayacağına işaret etmektedir.
     Buna göre kişinin gerekli bütün çabayı gösterip araştırma ve istişarelerini tamamladıktan sonra Allah’a hakkında hayırlısını takdir etmesi için istihareye yatması ve  ona dua etmesinden sonra kişi serbesttir. Dilerse rüyanın yapar dilerse yapmaz. İstiharenin kesin bir bağlayıcılığı yoktur.

Günün Ayeti

Allah iyilik edenleri sever.

Günün Hadisi

"Başlarınız kımıldadığı müddetçe rızık hususunda yeise düşmeyin. Zira insanı annesi kıpkızıl, üzerinde hiçbir şey olmadığı halde doğurur, sonra Allah onu her çeşit rızıkla rızıklandırır"

Günün Sözü

Arkadaşının veya başkalarının ayıplarını söylemek istediğin zaman, kendi kusur ve ayıplarını hatırla.

Hz. İbn-i Abbas

Günün Duası

Allah’ım kalbimize, evimize, vatanımıza, milletimize huzur ver.

Bunları biliyor muyuz?

Ehlullah Nedir?

Allahü Tealanın emirlerine uyup, O'nun sevgisini ve ism-i şerîfini gönlünden hiç çıkarmayan evliyâ zâtlar demektir.

GününNüktesi

 İki dirhem borç…

        Hz. Ömer zamanında Îrân fethedilince, çok mal ve ganîmet gelir. Hazret-i Ömer, bütün ganimetleri, askerlere ve fakirlere dağıtır ama kendisi hiçbir şey almaz. Evine gece vakti gelince hanımı;

 -Niçin bizim için de iki dirhem getirmedin, yemek için, bu gece evde hiç yiyecek yoktur deyince hazret-i Ömer buyurur ki:

 -Ey hâtun! Allahü teâlânın Ahkâf sûresinin 20. âyet-i kerimesinde meâlen; (Dünyâ hayâtında güzel ni'metleri yiyerek, iyi işlerinizin sevâbını giderdiniz. Onlar ile faydalandınız, yeryüzünde kibirlenip, günâh işlediniz. Bugün şiddetli azâb ile cezâlanacaksınız) buyurduğu kimselerden olmaktan korktum. Ve yine; Allahü teâlânın; (Dünyâya mağrûr olup, aldandılar.), (Sizi dünyâ hayâtı aldatmasın) buyurduğu kimselerden olmaktan korktum.

 Ayrıca kıyâmet günü, Resûlullah efendimizden uzak kalmaktan korktum. Çünkü Resûlullah efendimiz zaman zaman; (Ey Allahım! Beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öldür. Kıyâmet günü fakir olduğum hâlde, fakirler zümresi ile haşreyle) buyururdu.

          Hanımına bunları söyledikten sonra, evde hiçbir yiyecek olmadığını anlayan Hz. Ömer, mescide gider ve orada bulunanlara hitaben;

 -Ey insanlar, kıyâmet korkusu olmasa idi, bu korktuğunuz işlerden başka işler olurdu. Lâkin, kıyâmet korkusu bizi geri çekti. Nefsimize tâbi olmadık buyurur. Daha sonra da;

 -Bana iki dirhem kim borç verir. Çünkü evimde bu gece yiyecek bir nesne yoktur der. Eshâb-ı kirâm bunu işitince çok ağlarlar ve içlerinden Abdurrahmân bin Avf hazretleri kalkıp, iki dirhem borç verir.


Bu yazı 14038 defa okunmuştur.



M. Zeki UYANIK Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın

Hangi Belediye Daha İyi Çalışıyor ?

Mersin Büyükşehir Belediyesi
Anamur Belediyesi
Bozyazı Belediyesi
Aydıncık Belediyesi
Hiç Biri

Namaz Vakitleri
Burç Yorumları